Nesli tükenen canlılar dan insan ırkına tehdit

14.07.2007, 19:13

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran Cirik, denizsel canlıların gıda zincirindeki fonksiyonlarıyla insanlığın gelecekteki sigortası olduğunu bildirdi.


AA – Prof. Dr. Cirik, TÜBİTAK’ın desteğiyle “Denizsel Biyolojik Çeşitlilik ve Nesli Tehdit Altında Olan veya Tükenen Türler” konusunda hazırladığı projeyi tamamladığını söyledi.

Prof.Dr. Cirik, dünya üzerinde yaşayan bitki, hayvan ve mikroorganizmaların insan yaşamının sigortası olduğunu belirterek, son yıllarda biyolojik çeşitliliğin insan yaşamı için değerlerinin daha iyi anlaşıldığını belirtti.

Ulusal ya da uluslararası düzeyde ekosferin korunmasına hız verilmesi gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Cirik, aşırı avcılık, kirlilik, kıyısal yerleşim, küresel ısınma, yabancı yayılmacı türlerin hızlı gelişiminin ekolojik ve ekonomik yönden olumsuz sonuçlar doğurduğunu savundu.

Prof. Dr. Cirik, Akdeniz’de esmer yosunlardan “Cystoseira” türleri, deniz çayırlarından erişte otu, deniz süngerleri, çift kabuklulardan “Pina”, deniz atları, eklem bacaklılardan ıstakoz, balıklardan orfoz, Akdeniz fokları, kaplumbağalar ile bazı deniz memelilerinin neslinin tehdit altında olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“Dünya üzerinde yaşayan bitki, hayvan ve mikroorganizmalar insanlığın en önemli doğal kaynaklarından birisini oluşturuyor. Doğada denge içinde bulunan canlıların neslinin tükenmesi insan ırkının geleceğini tehdit etmektedir. Denizsel canlılar gıda zincirindeki fonksiyonlarıyla insanlığın gelecekteki sigortasıdır.”

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Hastanelerde randevu sistemi başlıyor

4.07.2007, 10:15

Poliklinik işlemleri için devlet ve eğitim ve araştırma hastanelerine başvuracaklar, bu yıl içinde hayata geçirilmesi planlanan randevu sistemi ve çağrı merkezi sayesinde telefonla randevu alabilecek.


AA-Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, projenin temel amacının Bakanlığa bağlı hastanelerde daha iyi bir kaynak planlaması ve dağıtımı yapılarak, sunulan hizmetin kalitesinin daha da yükselmesi ve vatandaş-hasta memnuniyetinin daha fazla artırılması olduğu bildirildi.

Sistemle ilgili hazırlıklara, Bakanlığına bağlı hastanelerde muayene olmak üzere sabah erken saatlerde sıra almak için kuyruklara giren vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi, zaman ve işgücü kayıplarının önlenmesi ve daha adaletli muayene olmaları için Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın bir süre önce verdiği talimatla başlandığı, çalışmaların Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın koordinesinde Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile birlikte sürdürüldüğü belirtildi.

Sistemin öncelikle aile hekimliği uygulamasının yapıldığı birkaç ili kapsayan bir bölgede pilot uygulamayla başlayacağı, daha sonra kısa sürede Sağlık Bakanlığı’na bağlı gerekli görülen hastanelere de yaygınlaştırılacağı bildirildi.

Temmuz 19, 2007. Bilim ve Teknoloji, Sağlık. Yorum yapın.

Keneye ‘ilginç’ önlem

13.07.2007, 19:36

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisinin dışarıya bakan penceresinin önünde bulunan oturma banklarının etrafı güvenlik bandıyla çevrilerek, “Dikkat Kırım Kongolu hasta odası, yakın bölgede oturmayınız” uyarı notu asıldı.


AA – Bu duruma tepki gösteren hasta yakınları, güvenlik şeridinin çekilmesinin anlamsız olduğunu söylediler. Oturma banklarının kaldırılması yerine insanları tedirgin edecek bu tür bir işlem yapılmasının kabul edilmez olduğunu savunan hasta yakınları, “Pencereyi kapatmak yerine böyle bir uygulama yapılması bizi de şaşırttı” diye konuştular.

OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necla Tülek ise hasta yakınlarının pencereden hastalarla görüşmesini engellemek için böyle bir uygulamaya gidildiğini söyledi.

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Kanserin erken tanısında umut…

10.07.2007, 13:04


AA – Sindirim sistemi hastalıklarının ve özellikle mide-bağırsak kanalı kanserlerinin erken tanısının, endoskopi kullanılarak mikroskobik olarak görüntülenmesini sağlayan “Endomikroskopi” sayesinde daha hızlı ve doğru şekilde yapılabileceği, böylece tıp alanında büyük bir hayalin gerçekleşmiş olduğu bildirildi.

“Endomikroskopi”yi meslektaşlarına tanıtmak üzere Bursa’ya gelen Alman bilim adamı Prof. Dr. Martin Goetz, biyopsi almadan işlem anında tanı konulmasını sağlayan sistemin, özellikle gastrointestinal (mide-bağırsak kanalı) kanserlerin erken tanısında büyük bir umut kaynağı olduğunu söyledi. Bu yöntemde, sindirim sisteminin aynı anda mikroskobik olarak incelenmesinin mümkün olduğu belirten Prof. Dr. Goetz, şöyle devam etti: “Endomikroskopi, endoskopi esnasında dokunun bin kat kadar büyütülerek, histolojik görüntülerin alınması yöntemidir. Bu yöntem dünyada yeni yeni uygulanmaya başlamıştır. Türkiye’de henüz bu yöntem kullanılmamakta. Yöntemin Türk meslektaşlarım tarafından da kullanılması amacıyla Türkiye’ye geldim. Endomikroskopi, özellikle erken ve doğru tanıda yol gösterici olmaktadır. Önceden, canlı bir organizmada bakteriyi ya da organizmadaki birtakım lezyonları canlı olarak görmek bizim için hayaldi. Ama bu hayalimiz artık gerçek oldu. Dolayısıyla bu, tıp alanındaki müthiş bir gelişme.” “Çok deneyimli gastroenterologlara ihtiyaç var” Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin kullanılabilmesi için derin patoloji bilgisi bulunan, çok deneyimli gastroenterologlara ihtiyaç olduğunu kaydetti. “Endomikroskopi”nin ilk olarak bir Japon firması tarafından uygulandığını bildiren Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin özellikle Almanlar tarafından daha çok geliştirildiğini ve kullanıldığını söyledi. Prof. Dr. Goetz, “Endomikroskopi”nin, normalde “Gastoskopi” ya da “Kronoskopi”den prosedür olarak bir farkı bulunmadığını, bu yöntemlerin maliyetlerinin de aşağı yukarı aynı olduğunu belirtti. Teknolojik hayattaki değişimlerle birlikte bu tür tekniklerin gelişmeye devam etmesini beklediklerini ifade eden Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin de faydalarının anlaşılmasının ardından kullanımının dünya genelinde hızla yaygınlaşacağını söyledi.

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Mısırın gen haritası çıkarıldı

0.07.2007, 11:32

Meksikalı bilim adamları mısırın gen haritasını çıkarmayı başardı. Irapuato Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Genetik Laboratuvarı (LANGEBIO) Müdürü Luis Herrera, mısırın gen diziliminin dünyada ilk kez belirlendiğini belirtti.


AA-Herrera, bu gen haritasının çeşitli bitkilerin daha verimli olabilmesi için gereken bilgiyi sağlayacağını söyledi.

Tarım Bakanı Alberto Cardenas ise üreticilerin 3 yıla kadar mısırın daha dayanaklı türlerini yetiştirebileceklerini belirterek, bu alanda verimliliği artırmayı sağlayacak yeni türlerin gübreyi daha iyi emeceğini, daha az suya ihtiyaç duyacağını, iklim değişikliklerine ve hastalıklara daha dayanıklı olacağını ifade etti.

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Sigara-Parkinson ilişkisi…

10.07.2007, 10:37

ABD’nin prestijli üniversitelerinden UCLA, 11 bini aşkın kişi üzerinde yapılan çok tartışmalı bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı


VATAN-ABD’NİN prestijli üniversitelerinden UCLA, 11 bini aşkın kişi üzerinde yapılan çok tartışmalı bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı. Araştırma sonucunda sigara, puro ya da nargile içen kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma risklerinin % 54 azaldığı ortaya çıktı. Uzmanlar bu şaşırıcı durumu sigaranın içinde bulunan korbondioksitin beyinde dopamin hormonunun salgısını koruması gerçeğine bağladı.

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Kansere virüslü tedavi

09.07.2007, 17:58

Kanser hastalarına virüs enjekte etmek saçma gözükebilir, fakat araştırmacılara göre virüsler, hücreleri öldürmekte uzman oldukları için, bir gün kanserle savaşın önemli bir silahı haline gelebilirler.


SABAH – Kanser hücrelerini öldürmek fakat sağlıklı hücrelere zarar vermemek üzere tasarlanmış bir virüsün klinik testlerinin ilk aşamalarında başarılı olduğu gözlemlendi.NV1020 adı verilen virüsün kullanıldığı küçük bir bilimsel çalışmadaki son gelişmeler, Avrupa Tıbbi Onkoloji Topluluğu’nun İsviçre’nin Lugano kentindeki konferansında sunuldu. NV1020 virüsü, herpes simplex adlı hastalık yapıcı virüsün değiştirilmiş hali. Genetik yapısı öyle değiştirilmiş ki sadece kanserli hücrelerde çoğalıyor ve bu süreçte sadece onları öldürüp sağlam hücrelere bir zarar vermiyor. Alman biyoteknoloji şirketi, 13 hastanın yer aldığı I/II. aşama çalışmalarının geçici analizlerinden sonra zaten olumlu sonuçlar duyurmuştu, fakat bir vaka incelemesinde etkili olup olmadığıyla ilgili bilgiler ilk defa İsviçre’deki konferansta ortaya kondu. Bilimsel çalışmayı yürüten MediGene’nin araştırma başkanı Axel Mescheder, kanser hastalığı karaciğerinde 10 ve akciğerinde 4 farklı bölgeye sıçramış, hastalığı çok geç bir safhada olan bir kanser hastası vakasını anlattı. Hastaya bu virüsün haftada dört kez enjeksiyonunu takip eden iki dönem kemoterapi uygulandı ve altı ay bu şekilde tedaviden sonra yapılan taramalar karaciğer tümörlerinin neredeyse yok olduğunu gösterdi. Hasta bu uygulamadan sonra 12 ay hayatta kalmayı başardı. Mescheder, “Bu hastadaki tümörlerin küçülmesi gerçekten etkileyiciydi. Karaciğer kitleleri neredeyse yok oldu. Bu aşamadaki sonuçlar bile cesaret verici,” dedi. Karaciğer kanserinde tedavinin zorluğu kötü bir üne sahiptir ve hastalığın gelişimi ile ilgili bir tahmin yapma olasılığı çok düşüktür. Kolon kanseri sahibi birçok insan genelde hastalığın karaciğere sıçraması riskiyle karşı karşıya yaşıyor. Virüsün insanlarda test edilmesinden sonra elde edilen cesaret verici sonuçlardan sonra hayvanlar üzerinde testler yapılıyor. Bu testlerin sonuçları da NV1020 virüsünün kolon ve karaciğer kanseri hücrelerini öldürebildiği yönünde. SABAH İnternet

 

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Göz virüsü salgını tehlikesi…

09.07.2007, 10:35

“Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün göz korneasına zarar verdiği, havuz ve kaplıca suları, göz polikliniklerindeki cihazlar ve yetkisiz optik mağazalarında gözden göze denenen kontakt lenslerin salgını tetiklediği bildirildi


AA-Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Ersöz, “gözyaşıyla insandan insana kolaylıkla bulaşabilen ve “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün, son aylarda sıkça görülmeye başlandığını ve salgın hale geldiğini belirtti.

Yaz sezonuna girilmesiyle birlikte göz hastalıklarında da artış olduğuna dikkati çeken Ersöz, “Son aylarda polikliniklerimizde yaygın olarak “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün konjonktiva ve korneada yarattığı enfeksiyonu görüyoruz. Bu virüs, gözyaşı ile insandan insana kolaylıkla bulaşıyor. Göz polikliniklerindeki cihazlar yoluyla da hastalara bulaşabiliyor” dedi. Ersöz, son günlerde hastane polikliniklerinin göz hastalığı şikayetleriyle gelenlerle dolduğunu, salgın nedeniyle geçici süreyle kapatılan hastane polikliniklerinin de bulunduğunu belirtti. Virüsün, kaplıca ve havuz sularıyla bulaşma riskinin yüksek olduğunu belirten Ersöz, “Bu virüs, göze bulaştıktan ortalama bir hafta sonra gözlerde çapaklanma, kızarıklık, şişme, batma gibi belirti ve bulgular gösterir. İki gözde de olma riski yüksektir. İyileşme süresi birkaç haftaya kadar uzayabilir” diye konuştu. Virüsün salgın hale gelmesindeki bir başka önemli etkenin de hastane polikliniklerindeki cihazlar olduğunu vurgulayan Ersöz, bu nedenle cihazların dezenfekte edilmesinin büyük önem taşıdığına dikkati çekti. “Kontakt lensler” Ersöz, gençler arasında yaygın olarak kullanılan renkli lensler ile gözlüğün ağırlığından kurtulmak için tercih edilen numaralı kontakt lenslerin virüs salgınını tetikleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu savunarak, şu uyarılarda bulundu: “Tüm yasa ve yönetmeliklere rağmen yetkisiz optik mağazaları lens satmaya devam ediyor. Optik mağazalarında lensler onlarca, hatta yüzlerce kişi tarafından deneniyor. Yasalar, optik mağazalarına sadece reçete ile lens satma yetkisi vermiştir. Bu mağazalarda lens denemelerinin yapılmasını kesin olarak yasaklamıştır ve mağazanın kapatılmasıyla sonuçlanır. Her şeyden önce, göz yapıları ve hijyenik alışkanlıkları nedeniyle lens kullanmaya uygun olmayan kişiler vardır. Örneğin, alerji ya da gözyaşı problemi olanlar, ya da tozlu ortamlarda yaşayanlar sorunlarla karşılaşırlar. Kontakt lenslere ticari bir meta olarak bakılamaz. Hangi lensin size uygun olduğuna karar vermesi için mutlaka göz hekiminize gidiniz ve kontakt lenslerinizi reçete karşılığında alınız.”

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Grönland bir zamanlar yemyeşilmiş

08.07.2007, 19:55

Grönland’daki buz kütlelerinin bir mil altından toplanan DNA örnekleri, bu buzlar diyarının bir zamanlar yeşilliklerle kaplı olduğunu ortaya koydu.


NTV – Bu da, Grönland’ın Buzul Çağı’nda düşünülenden çok daha sıcak olduğuna işaret ediyor.

Yapılan DNA testleri, Grönland’ın 450 bin ile 800 bin yıl önce arasındaki bir dönemd oldukça yeşil olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, adanın ladin, çam gibi değişk türde ağaçlardan oluşan bir ormana ve yeşil bir toprak örtüsüne sahip olduğunu, ayrıca adada böceklerin ve kelebeklerin yaşamış olabileceğini belirtiyor.

Bu çalışmanın yöneticisi olan Eske Willerslev, Kopenhag Üniversitesi’nden. Willerslev, özellikle güney Grönland’ın bugün görünenden çok daha farklı bir yer olduğunu bu araştırmayla ortaya çıkardıklarını söylüyor.

Araştırmayı gerçekleştiren bilimadamları, benzer araştırmaların dünyanın Antarktika gibi diğer buz kaplı bölgelerinde de gerçekleştirilebileceğini belirtiyor. İngiltere’deki York Üniversitesi’nden araştırmaya katılan Enrico Cappellini, “Dünyanın yüzde 10’unun kalın buz tabakalarıyla kaplı olduğunu gözönüne alırsak, bu tür teknikler kullanılarak araştırmalar yapılması bize yeni buluşların kapılarını açabilir” diyor.

Uzmanlara göre Grönland’ın kalın buz tabakaları prehistorik DNA’ların korunmasında doğal dondurucu görevi görmüş.Kaynak: www.livescience.com

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.

Meyve zayıflatıyor mu?..

07.07.2007, 11:01

Yazın gelmesiyle birçok yaz meyvesi de sofralarımızda yerini aldı. Meyvelerin çeşitli ve lezzetli olması meyve tüketim miktarının artmasına sebep oluyor. Ayrıca bu dönemde meyve, karpuz, çilek diyeti gibi dönemsel düşük kalorili, tek besinden oluşan favori diyetler göze çarpmaya başlıyor. Peki meyve diyetleri sanıldığı kadar masum mu?


VATAN- Bu tarz diyetler gerçekten sağlıklı mı? Hangi meyveler yasak? Meyveler kalorisiz mi, istediğimiz kadar yiyebilir miyiz? Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Dyt. Seçil Kenar “meyve diyeti” hakkında bilgi verdi.Bazı Meyveler Porsiyon Miktarlarına Dikkat Edilerek Tüketilmeli

Meyve bir karbonhidrattır. İçerisinde fruktoz denilen meyve şekerini içerir. Sukroza göre vücutta daha az oranda insülin salgılanmasına sebep olur. Bir gün içerisinde fazla miktarda tüketilirse fruktoz karaciğerde trigliseride dönüşür. Trigliserid, kanda bulunan bir çeşit yağdır. Trigliseridin fazla tüketilmesi damar serliği, karaciğer yağlanmasına sebep olur. Sonuçta meyveler kalorisiz değildir. Fazla tüketildiğinde vücudun o enerjiye ihtiyacı yoksa yağ olarak depolanacaktır. Yani meyvenin de fazla tüketilmesi zararladır. Ayrıca muz, incir, üzüm gibi meyveler, şeker içeriklerinin fazla olmasından dolayı çok fazla tüketilirlerse kilo aldırırlar. Burada meyveler konusunda glisemik indeks kavramını çok iyi anlamamız gerekiyor. Glisemik indeks bir gıdanın kan şekeri seviyesindeki etkisinin bir ölçüsüdür. Glisemik indeksi düşük gıdalar kişiyi daha uzun süre tok tutarlar ve insülinin daha az salgılanmasına sebep olurlar. Örneğin 100 gr muz ve 100 gr elmayı ele alalım. Bunların glisemik indeksi karşılaştırıldığında muzun glisemik indeksi daha yüksektir. Fakat bu hiç muz yemeyeceğimiz anlamına gelmez, bu yüzden meyvelerin hesaplanarak hazırlandığı meyve porsiyon listeleri vardır. Bu listede 100 gr elma 60 gr muza kalori olarak eşittir. Muzun şeker oranı yüksek olduğundan dolayı porsiyon miktarı daha düşüktür. Muz, incir, hurma, kavun ve üzümün glisemik indeksi yüksektir. Fakat bunları yemek yasak değildir. Porsiyon miktarlarına dikkat edilerek tüketilebilir. Örneğin günlük 5 -6 porsiyon meyveye vücudunun ihtiyacı olan kişi listeden istediği meyveleri seçerek karşısında ki miktar kadar meyve tüketebilir. Uzun Süreli Meyve Diyetleri Sağlık Problemine Yol Açabilir Meyve diyetleri, düşük kalorili, karbonhidrat içeriği yüksek, protein ve yağ içeriği düşük diyetlerdir. Tek yönlü besin diyetleridir. Günlük tüketmemiz gereken aminoasitlerden ve gerekli yağ asitlerinden yoksundur, B grubu vitaminleri diyette eksiktir. Uzun süreli uygulandığında enzim faaliyetlerinin zarar görmesine, sinir ve beyin fonksiyonlarında hasara, sinirlilik, tansiyon düşüklüğü, kalp hastalıkları gibi birçok sağlık problemine yol açabilir. Ayrıca bu tür diyetler 7 günde 4 kg verilebileceğini vaat etmektedirler. Bu kadar kısa sürede kaybedilen ağırlığın çok azı yağdan olmakta, çoğu kas ve sudan olduğu için diyet bittikten sonra verilen kilolar daha fazlasıyla hemen geri alınmaktadır. Ayrıca bu tür diyetlerin sık yapılması durumunda bazal metabolizma hızı bozulmakta ve daha sonra ağırlık kaybetme hızı yavaşlamaktadır.

Temmuz 19, 2007. Sağlık. Yorum yapın.